Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gazze’yi savunmak demek Mekke’yi İstanbul’u savunmak demektir

İslam İşbirliği Teşkilatı’na seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze topraklarının savunulmaması durumunda bu saldırıların İslam coğrafyasının tamamına yayılacağını işaret etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yoğun diplomasi trafiği sürüyor…

Diplomasi trafiğinde yaptığı görüşmeler ve katıldığı toplantılarda Gazze için konuşan ve İsrail’e borcumuz olmadığını söyleyerek yapılan soykırıma göz yummayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) 39. Bakanlar Oturumu Açılış Programı’nda konuştu.

Programda yaptığı konuşma sırasında Gazze’nin Filistin toprağı olduğunu söyleyen ve bunun değişmeyeceğini de belirten Erdoğan, Gazze topraklarını savunmanın öneminden bahsetti.

“İsrail’in mevcudiyetini ve nükleer silahlar meselesinin de unutulmasını kabul etmeyeceğiz.” diyen Cumhurbaşkanı, barış için her türlü mesuliyeti üstlenmeye de hazır olunduğunun altını çizdi.

Meselenin Gazze olmadığının ifşa olduğunu söyleyen Erdoğan, devam eden açıklamasında şu ifadelere yer verdi;

“Gazze’yi savunmak demek Mekke’yi, Bağdat’ı, İstanbul’u savunmak demektir”

Başka adımlar da atmamız lazım. İsrailli yöneticilerin işledikleri suçtan sorumlu tutulmaları bunlardan birisidir. Aynı şekilde İsrail’in mevcudiyetini nükleer silahlar meselesinin de unutulmasını kabul etmeyeceğiz. Şu anda Gazze Kasabı olan Netanyahu bir savaş suçlusu olması ötesinde kesinlikle, Miloseviç gibi, Gazze Kasabı olarak yargılanacak.

İsrail’in Gazze’yi insansızlaştırma politikalarına çok net bir duruş sergilemeyiz. Gazze bir Filistin toprağıdır, ebediyen de öyle kalacaktır. Tek bir karış toprağı İsrail’e bırakmamak, hepimizin borcudur. Bunu kendi toprak bütünlüğümüz için de yapmalıyız. Bunların başka yerlere göz dikeceklerini de çok iyi biliyoruz. Meselenin Gazze olmadığını ifşa etti.

Gazze’yi savunmak demek Mekke’yi, Bağdat’ı, İstanbul’u savunmak demektir. Yangının, acının, feryadın bizim ocağımıza ulaşmasını beklersek o yangın bir gün evimize gelecektir.

“Kenarda beklemeyeceğiz”

Hiçbirimiz bu sistemi kabullenmek zorunda değiliz. Böyle geldi, böyle gider diyemeyiz. Müslümanlar olarak daha adil bir dünya mümkündür diyoruz. Gelecek nesillere karşı da sorumluluğumuz var. Kenarda bekleyemeyeceğiz.

“İslam düşmanlığı Batı toplumlarında veba gibi yayılıyor”

Filistin için çabalarımızı çok yönlü olarak sürdüreceğiz. 67 sınırlarında bir Filistin devletinin vücut bulmasının ne kadar önemli olduğu anlaşıldı. Barışa giden yol Filistin devletinin kuruluşundan geçmektedir. Kur’an-ı Kerim’in yakıldığı 500’ün üzerinde İslam karşıtı saldırı gerçekleşti. İslam düşmanlığı Batı toplumlarında veba gibi yayılırken hiçbir önlem alınmıyor.

Alçakça eylemler düşünce özgürlüğü kisvesinde mazur görülüyor. Burada asıl amaç Müslümanları kışkırtarak 85 yıl öncesi gibi Müslüman sorunu oluşturmaktır. Bizi çekmek istedikleri tuzağa düşmeyeceğiz. Ortak hareket etmemiz önemli. Uluslararası platformları kullanarak nefret suçlarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

“Gazzeli ve Filistinli kardeşlerimi yürekten selamlıyorum”

İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi 39. Bakanlar Oturumu’nun ülkelerimiz, İslam alemi ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Rabbimden toplantımızı bereketlendirmesini, ümmetin ve tüm insanlığın sorunlarının çözümüne vesile kılmasını niyaz ediyorum. Kıymetli fikirleri, tenkitleri ve teklifleri ile toplantımıza katkı verecek tüm kardeşlerime tüm misafirlerimize de şimdiden teşekkür ediyorum.

Dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerime sizlerin vasıtasıyla selam ve sevgilerimi iletiyorum. Özellikle 7 Ekim’den beri İsrail’in ahlaksız saldırılarına rağmen vatanlarına sahip çıkan Gazzeli ve Filistinli kardeşlerimi yürekten selamlıyorum. Dünyanın farklı köşelerinde Müslümanca yaşama mücadelesi veren tüm kardeşlerime buradan muhabbetlerimi gönderiyorum. Sizleri bir kez daha ülkemizde ağırlamaktan büyük bahtiyarlık duyuyorum. Türkiye’ye ve aziz İstanbul’a hepiniz hoş geldiniz.

“16 binin üzerinde şehit ve 36 binin üzerinde yaralı”

Türkiye ve Türk milleti olarak bu yıl cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. Sene-i devriyesini idrak ediyoruz. Coğrafyamızda kurduğumuz devletler zincirinin son halkası olan Türkiye Cumhuriyeti şanla, şerefle, başarılarla geçen bir asrı geride bıraktı. Maziden atiye uzanan bu kutlu yürüyüşümüzü Allah’ın izniyle Türkiye Yüzyılı ile taçlandırmadan durmayacağız. Bunu da siz kardeşlerimizle birlikte omuz omuza başaracağız. Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında büyük bir vahşetin yaşandığı bugünlerde sergileyeceğimiz iş birliği çok daha önemli hale geliyor.

İsrail’in 7 Ekim’de başlayan katliamları esir takasları sebebiyle 6 gün süren fasılanın ardından 1 Aralık itibarıyla yeniden hızlandı. Sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alan İsrail saldırılarında 16 binin üzerinde şehit ve 36 binin üzerinde yaralı verildi. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum.

“Birleşmiş Milletler kendi çalışanlarını dahi İsrail’in barbarlığından koruyamıyor”

Gazze’de şehit edilen her 3 kişiden 2’sini çocuklar, bebekler ve kadınlar oluşturuyor. Kendilerinden haber alınamayan Gazzeli sayısı 6 bin 500’ü geçti. İsrail zulmünün kurbanları arasında 73 gazeteci ve 100’ün üzerinde Birleşmiş Milletler görevlisi de var. Öyle bir tablo ki küresel güvenlik ve barışı korumak için kurulan Birleşmiş Milletler kendi çalışanlarını dahi İsrail’in barbarlığından koruyamıyor. Avrupası’ndan Amerika’sına kadar insan hak ve hürriyetlerinin savunuculuğunu yapan güçlerin içine düştükleri acziyet ise daha vahimdir. Bu ülkeler adeta İsrail’e daha fazla çocuk öldürmesi, hastane, okul, ev vurması, daha fazla masum kanı dökmesi için şartsız destek veriyor.

Uluslararası basın kuruluşları Gazze’de öldürülen meslektaşları için tek bir cümle kuramıyor. İsrail’e karşı tek bir eleştiri getiremiyor. Oysa bunlar bize hepimize yıllarca demokrasi ve hukuk dersi vermişlerdi. Söze her başladıklarında basın özgürlüğünden bahseden bunlar değil miydi? Fail Müslüman olunca ortalığı ayağa kaldıranların hepsi bugün İsrail’in hoyratça sergilediği katliamlara kör ve sağır kesilmiş durumdalar. İsrail saldırılarında fiziken ölenler Filistinliler olabilir. Ama bu zulme destek vererek veya sessiz kalarak İsrail’in safında yer alan her kişi, kurum ve ülkenin gururla önümüze koyduğu o şatafatlı ideolojileri, sözleşmeleri, beyannameleri, ilkeleri yerle yeksan olmuştur.